Beşinci yılına doğru hızla ilerleyen Ukrayna-Rusya savaşı sadece savaşan tarafları değil tüm Avrupa’yı, bölgemizi ve dünya ekonomisini ciddi şekilde sarsmaya devam etmektedir. Enerji ve gıda sektörü başta olmak üzere, bu süreçten tüm kesimler ciddi anlamda etkilenirken, çözüm arayışlarının hangi yönde olduğu konusu endişeyle takip edilen önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ankara’da düzenlenen 36. NATO zirvesi esansında, Türkiye Cumhurbaşkanımız aracılığıyla diğer tüm gündemde yer alan konular paralelinde özellikle Ukrayna-Rusya savaşına yönelik yeni bir barış süreci başlatılabilmesi için ortaya koyduğu gayretle ön plana çıktı. Zelensky ve Putin’in İstanbul sürecini yeniden başlatabilmeleri konusunda büyük bir gayret katılımcılara sunuldu. Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki gayretleri ikili ve çoklu diplomasi aracılığıyla halen etkin bir şekilde devam etmektedir. Birçok kesimin beklentisi de bu yönde olmasına rağmen, NATO zirvesi sonrası karşılıklı bombardımanlar özellikle kadın ve çocuk mağduriyetleri her iki kesimde de maalesef artarak devam etmektedir. Bu durum yüksek makamlarımız tarafından büyük bir endişeyle yakından takip edilmektedir.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelensky ile 15 Temmuz 2026’da Kiev’de bir seri görüşme yaptı. Takiben AB içerisinde o tarihten bu yana devam eden zorlu mücadelelerden sonra AB, 23 Temmuz Perşembe günü, Şubat 2022’den bu yana devam eden Ukrayna-Rusya savaşına yönelik 21. yaptırım paketini kabul etti.
Bugün, AB Rusya’ya karşı savaştaki tutumu nedeniyle başlangıcından bu yana uygulamaya gayret ettiği yaptırım sürecine yeni yaptırımlar ekleme yönünde kendi içeresinde yaşadığı zorlu ve tartışmalı süreç, bazı üye ülkeler açısından tartışmalara neden oldu ise de; bu üye ülkelerin kendi çıkarları yönünde AB’den aldıkları tavizler sonucunda ortak karar ilanı ile sonuçlandı.
Söz konusu 21.yaptırım paketinde, AB öncelikli olarak enerji sektörünü ele aldı. Rus petrolüne yönelik mevcut fiyat sınırını bir yıl boyunca dondurmaya karar vererek Rusya’yı ciddi anlamda ekonomik olarak daha fazla sıkıştırmayı hedefledi. Ayrıca, AB menşeli operatörlerin, belirlenen eşiğin üzerinde petrol taşıma hizmeti sunamayacağı ilkesini ilan etmiş bulunmaktadır. Bu şekilde, AB Rus ekonomisinin ilave zenginleşmesinin önüne geçeceğine inanmaktadır.
Halbuki, kendi doğal süreci içerisinde, 23 Temmuz Perşembe günü itibariyle, yürürlükteki ayarlama mekanizması çerçevesinde, Orta Doğu’da gerginleşen ve gün geçtikçe artan karşılıklı bombardımanlar neticesinde, varil başına petrol fiyatının ortalama 44 dolardan 58 dolara (38,5 ila 50,7 euro) yükselmesi beklenirken, AB bir üst limit getirerek Rusya açısından ilave petrol gelirini piyasa şartlarından arındırarak sınırlandırmış oldu.
AB, bu sınırlamanın yanı sıra, Rusya’ya ait olduğu iddia edilen 41 gemi filosunu kısıtlı yaptırım listesine almanın yanı sıra, LNG taşıyıcılarının da Rus LNG taşımasını ve satışını da kısıt kapsamına alarak engelledi, ayrıca 33 yeni Rus bankasının AB içerisindeki ticari faaliyetlerini de yasaklama kararı aldı.
AB’nin bu yeni 21. yaptırım paketi çerçevesinde “Yüksek etkili” olarak addettiği havacılık ve savunma sektörlerinde kullanılan metal ve alaşımlar için de ihracat kısıtlamaları aldığı yapılan açıklamada yer almaktadır. Bu tedbirler ile yetinmeyen AB yaptırım önlemlerini aşmaya yardımcı olan bazı kredi kurumlarını, kripto para şirketleri veya platformlar ile üçüncü ülkelerde bulunan petrol tüccarlarını da belirleyerek yeni yaptırım listesine almış bulunmaktadır.
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, ise, “Rusya üzerindeki baskıyı sıkılaştırmak amaçlı yeni bir kararlı adım” olarak ileri sürdüğü 21. yaptırım paketinin; enerji, finansal hizmetler, kripto ve uluslararası ticaret” gibi önemli gördükleri sektörleri ihtiva ettiğini, ayrıca birçok yeni kişinin de yaptırım altındaki kara listeye dahil edildiğini, bu sürecin son “dört yılın en etkili” kararlarından birisi olduğunu beyan etmiş bulunmaktadır.
AB kaynakları bu 21. yaptırım paketinin AB kuralları gereği oy birliği ile alınması zorunluluğundan dolayı büyük tartışmalar yaşandığını üye ülkelerin büyük bir bölümünün bu karar sürecinde çok zorlandıklarını, ekonomik olarak kendilerinin de bu yaptırım sürecinden ciddi anlamda olumsuz etkilendiklerini, yeni bir paket sürecinin bundan çok daha zorlu bir mücadele gerektireceğini ifade ederek, münhasıran Rusya kaynaklı gübre, çelik ve elmas gibi ürünlere yönelik ambargo konusunda zaten büyük zorluklar yaşadıklarını öne sürdükleri belirtilmektedir.
Yapılan açıklamalardan, Macaristan’ın Orban engelinden sonra bu defa, Rus petrolü ve LNG taşımasında etkin oluğu bilinen Yunanistan’ın 21. yaptırım paketinin kabul sürecinde zorlandığı, Ekim 2025’te kabul edilen 19. yaptırım paketinde kendi denizcilik firmalarına özel muafiyet talep ettiği, aksi durumda Çinlilerin, Yunanistan’dan alacakları karşılığında kendilerine ait buz kırma gemilerini geri alacakları ve bu durumda, Rus LNG taşınmasının Çin’e terk edilmesinin kabul edilemeyeceğini iddia ettikleri, bu itibarla karar sürecinde herhangi bir çatlak oluşmaması için, AB’nin 19. pakette belirlenen miktar kotalarını aşmamak kaydıyla, Yunanistan’a taviz vermeyi kabul ettikleri, hatta Total’in sürece dahil edilerek, otomatik olarak yenilenebilecek miktar muafiyeti tanındığı, ifade etmektedir.
21. yaptırım paketinin Yunanistan’a tanınan tavizle sınırlı kalmadığı, Portekiz’in Rus morinası üzerindeki ambargoyu kaldırttığı, ayrıca tarım-gıda endüstrisini korumak için Almanya’nın Rus Alaska bıldırcını ithalatına yönelik ithal yasağını önlediği, diğer bazı ülkelerinde gerek Rusya’ya uygulanan vize gerek ise, Rus varlıklarının dondurulması konusunda mutabakat odaklı bazı tavizler aldıkları dışarıya yansıyan bilgiler arasında yer almaktadır.
Tüm bu süreçten AB’nin Rusya’ya karşı 21. önlem paketi kararı alırken ciddi bir mücadele süreci yaşadığı, başlangıçta ön görmüş olduğu tedbir paketinden birçok tavizle karşı karşıya kaldığı anlaşılmaktadır.
Ancak burada esas önemli olan AB’nin Rusya’ya karşı 21. kısıtlama paketi için gösterdiği büyük gayret ve çabanın halen şiddetle devam eden Ukrayna-Rusya savaşının çözümü ve barışın sağlanması noktasında nedenli etkili olabileceği ve bu sürecin savaşı durdurma yönünde Rusya üzerinde bir baskı oluşturabileceği sorusudur.
Bir diğer açıdan konu ele alındığında, AB’nin 21. paket mutabakatının sağlanmasında ortaya koyduğu büyük gayret acaba 36. NATO zirvesi esnasında Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu Zelensky ve Putin arasında İstanbul görüşme sürecinin tekrar canlandırılması yönünde ortaya koyduğu anlayış ve Dışişleri Bakanımız Fidan’ın aynı mahiyette sarf etmiş olduğu yaklaşımı destekleme veya kendi anlayışı doğrultusunda yıkımı durdurma yönünde ortaya koyacağı farklı bir yaklaşımı 27 üye ülke ile aynı anlayış ve yaklaşımla büyük bir özen ve özveriyle takip etmiş olsaydı savaşın sakinleşmesiyle Avrupa açısından ve savaşan iki kesim ile dünya barışı ve istikrarı açısından çok daha olumlu bir sonuç alma imkanı olabilir miydi.
Aklım selim Cumhurbaşkanımızın her vesile ile ileri sürdüğü Fidan’ın da ısrarla takip ettiği şekliyle, devam eden savaşın, savaşan taraflar ve coğrafya açısından bir olumlu sonuç ortaya çıkaramayacağının kesin olduğu noktasından hareketle, mevcut imkân ve enerjinin istikrar ve barış amaçlı yoğunlaştırılması ilerleyen savaş riskinin durdurulmasına yeterli olabilir miydi? Tüm kesimlerle birlikte AB’nin de bu konu üzerinde yoğunlaşması farklı bir sonuç doğurabilir mi sorusu gündemdeki yerini korumaktadır.

