Türkiye’de Yeni Bir Kur Krizi Kapıda mı? Veriler Ne Söylüyor, Risk Nerede Başlıyor?
Son haftalarda hem uluslararası finans çevrelerinde hem de sosyal medyada “Türkiye yeni bir kur krizine gidiyor” yönünde yorumlar yoğunlaştı. Özellikle cari açıktaki bozulma, enerji fiyatlarının yükselmesi, dış finansman ihtiyacı ve küresel sermaye hareketleri bu tartışmaları besliyor.
Ancak finansal krizler yalnızca tek bir göstergeyle ortaya çıkmaz. Kur krizleri; rezervler, dış borç çevrim kabiliyeti, CDS primi, uluslararası likidite, siyasi riskler ve piyasa beklentilerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Bugünkü tablo ne söylüyor?
Türkiye’nin kırılgan olduğu alanlar açıktır. Cari açık yeniden büyüme eğilimindedir. Enerji ithalatı yüksek petrol fiyatlarından olumsuz etkilenmektedir. Bir yıl içinde çevrilmesi gereken dış borç stoku oldukça yüksektir. Reel sektörün önemli miktarda döviz yükümlülüğü bulunmaktadır.
Türkiye hâlâ dış sermaye girişine ihtiyaç duyan ekonomilerden biridir. Ancak aynı zamanda 2021 veya 2023 dönemlerinden farklı bazı güçlü taraflar da bulunmaktadır. CDS primi geçmiş kriz dönemlerine göre belirgin şekilde düşmüştür. Uluslararası piyasalara erişim tamamen kapanmış değildir. Bankalar sendikasyon kredilerini yüksek oranlarda çevirebilmektedir.
Para politikası geçmişe göre daha öngörülebilir hale gelmiştir. Merkez Bankası rezervleri geçmiş kriz dönemlerine kıyasla daha güçlü görünmektedir.
Dolayısıyla bugün için tablo “kriz” değil, “yüksek kırılganlık” olarak tanımlanabilir. Kur krizini tetikleyebilecek unsurlar: Tek başına cari açık Türkiye’yi kur krizine götürmez. Ancak aşağıdaki gelişmeler aynı anda yaşanırsa risk hızla artabilir:
-Petrolün uzun süre yüksek seviyelerde kalması
-Cari açığın 60 milyar doların üzerine çıkması
-Yabancı sermaye girişinin durması
-Jeopolitik risklerin büyümesi
-CDS priminin yeniden sert yükselmesi
-Merkez Bankası rezervlerinde hızlı erime başlaması
-Şirketlerin yoğun döviz talebine yönelmesi
Bu faktörlerin birkaçının birlikte gerçekleşmesi halinde kur üzerinde ciddi baskı oluşabilir.
Peki ben kısa vadede ani bir kur krizi bekliyor muyum?
Bugünkü verilere bakıldığında cevabım: Hayır. Ani ve kontrolsüz bir kur krizi ihtimali şu aşamada düşük görünüyor. Bunun üç temel nedeni var.
Birincisi; Türkiye uluslararası piyasalardan tamamen kopmuş değildir.
İkincisi; bankacılık sistemi 2018’e göre çok daha yüksek sermaye yeterliliğine sahiptir.
Üçüncüsü; ekonomi yönetimi kur üzerindeki baskıyı azaltacak araçlara hâlâ sahiptir.
Bunun yerine daha olası senaryo; kontrollü fakat zamana yayılan bir kur değer kaybıdır. Yani “bir gecede yüzde 40 devalüasyon” yerine, aylar boyunca enflasyonun biraz üzerinde ilerleyen bir kur hareketi daha olası görünmektedir.
Peki risk tamamen ortadan kalktı mı? Hayır.
Türkiye’nin en önemli problemi hâlâ dış finansman bağımlılığıdır. Kalan vadeye göre kısa vadeli dış yükümlülükler yaklaşık 240 milyar dolar düzeyindedir. Bu nedenle uluslararası piyasalarda yaşanabilecek ani bir güven kaybı Türkiye’yi diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye bugün “yüksek riskli ama yönetilebilir denge” içerisinde bulunmaktadır.
Eğer kur krizi yaşanırsa bankacılık sistemi ne kadar etkilenir?
Bu sorunun cevabı geçmiş krizlerden farklıdır. 2001 yılında sorun bankaların kendisiydi. Bugün ise bankalar değil, döviz açık pozisyonu taşıyan şirketler daha kırılgan durumdadır.
Bankalar açısından olası etkiler: Takibe düşen krediler artabilir. Sermaye yeterlilik oranları baskı görebilir. Yeni kredi verme iştahı azalabilir. Fonlama maliyetleri yükselebilir.
Ancak mevcut sermaye yapısı nedeniyle sistemik bir bankacılık krizinin oluşması bugün için düşük ihtimaldir.
Reel sektör daha fazla etkilenebilir. Asıl risk reel sektördedir. Özellikle; döviz geliri olmayan, fakat döviz kredisi kullanan, ithal girdiye bağımlı, düşük kâr marjıyla çalışan şirketler ciddi baskı altında kalabilir.
Bu durumda; konkordatolar artabilir, yatırım kararları ertelenebilir, istihdam baskısı oluşabilir, kredi geri ödeme performansı bozulabilir. Dolayısıyla olası bir kur şoku önce reel sektöre, ardından bankacılık sistemine yansıyacaktır.
Sonuç:
Bugünkü veriler, Türkiye’nin bir kur krizi içinde olduğunu göstermemektedir. Ancak Türkiye hâlâ dış finansmana bağımlı, enerji ithalatı yüksek ve küresel sermaye hareketlerine duyarlı bir ekonomidir. Bu nedenle risk tamamen ortadan kalkmış değildir.
En gerçekçi senaryo; sert bir finansal kırılmadan ziyade, kontrollü kur artışı, yüksek faiz ve sıkı para politikasının bir süre daha devam etmesidir. Fakat jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatlarında kalıcı yükseliş veya küresel likiditede sert daralma yaşanırsa bu denge hızla bozulabilir.
Sonuç olarak bugün için doğru ifade şudur: Türkiye’nin önünde kaçınılmaz bir kur krizi değil; dikkatle yönetilmesi gereken kırılgan bir denge bulunmaktadır.

