Türkiye ekonomisi son yıllarda büyümeye devam etse de, bu büyümenin toplumun bütün kesimlerine aynı ölçüde yansımadığı artık inkâr edilemeyecek kadar açık. Milli gelir artıyor, şirket bilançoları büyüyor, servet birikimi hızlanıyor; ancak geniş toplum kesimleri için hayat pahalılığı, barınma krizi ve gelir kaybı gündelik yaşamın en belirleyici gerçeği olmaya devam ediyor.
Gelir dağılımı, bugün Türkiye ekonomisinin en önemli yapısal sorunlarından biri haline gelmiş durumda. OECD’nin güncel verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer almayı sürdürüyor. Son yıllarda bazı göstergelerde sınırlı iyileşmeler görülse de, tablo hâlâ gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde.
En Zengin Yüzde 20, En Yoksulun Yaklaşık 8 Katı Gelir Elde Ediyor
TÜİK’in son Gelir Dağılımı İstatistiklerine göre nüfusun en yüksek gelir elde eden yüzde 20’lik kesimi toplam gelirin yaklaşık yüzde 49’unu alırken, en düşük gelir grubunun payı yalnızca yüzde 6 civarında kalıyor. Başka bir ifadeyle Türkiye’de en zengin yüzde 20, en yoksul yüzde 20’nin yaklaşık 8 katı gelire sahip.
Gelir dağılımındaki bozukluğu ölçen Gini katsayısı ise yaklaşık 0,42 seviyesinde bulunuyor. Bu oran, son yılların en yüksek değerlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Gini katsayısı, bilindiği gibi, sıfıra yaklaştıkça gelir eşitliği artarken bire yaklaştıkça eşitsizlik derinleşiyor. Türkiye bugün bu açıdan OECD ortalamasının belirgin biçimde üzerinde bulunuyor. Sorun yalnızca gelir farklılığı değil; servet dağılımındaki uçurum gelir eşitsizliğinden çok daha büyük.
Maaşlı Çalışanların Geliri Enflasyon Karşısında Eriyor
Toplam gelir içinde en büyük payı hâlâ ücret gelirleri oluşturuyor. Ancak yüksek enflasyon ve satın alma gücündeki aşınma nedeniyle özellikle sabit ücretliler reel anlamda önemli kayıplar yaşadı. Son yıllarda ücretler nominal olarak katlanmış görünse de aynı dönemde konut fiyatları, kiralar, eğitim, sağlık ve temel tüketim harcamaları çok daha hızlı yükseldi.
Bunun sonucu olarak aynı maaşı alan iki kişi arasında bile, kira ödeyen ile ev sahibi olan arasında yaşam standardı bakımından büyük fark oluşmaya başladı. Gelir eşitsizliği artık yalnızca maaşlardan değil; varlık sahipliği üzerinden şekilleniyor.
Serveti Olan ile Olmayan Arasındaki Makas Açılıyor
Gayrimenkul, hisse senedi, yatırım fonları ve finansal varlıklara sahip kesimler son yıllarda servetlerini önemli ölçüde artırırken, yalnızca maaşıyla geçinen milyonlarca vatandaş bu artıştan yararlanamadı.
Bugün Türkiye’de birçok genç için en büyük sorun maaşının düşük olması değil; maaşı ne olursa olsun konut sahibi olmasının giderek imkânsız hale gelmesi. Gelir dağılımı artık giderek servet dağılımı problemine dönüşüyor.
Kadın-Erkek Gelir Farkı Devam Ediyor
Kadınların işgücüne katılımı son yıllarda artmasına rağmen ücret eşitsizliği tamamen ortadan kalkmış değil.
Benzer eğitim seviyesine ve benzer niteliklere sahip kadın çalışanların ortalama gelirleri erkeklerin gerisinde kalmayı sürdürüyor. Üstelik kadınların kayıt dışı çalışma oranı ve yarı zamanlı istihdam oranı da daha yüksek seyrediyor.
Ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir olabilmesi için kadın istihdamındaki nicelik kadar ücret eşitliğinin de güçlendirilmesi gerekiyor.
Göreli Yoksulluk Hâlâ Yüksek
Türkiye’de yoksulluk artık yalnızca işsizlerin sorunu değil. Çalıştığı hâlde yoksul kalan geniş bir kesim oluşmuş durumda. Medyan gelirin yüzde 50’sinin altında yaşayan nüfus oranı hâlâ çift haneli seviyelerde bulunurken, özellikle çocuklu ailelerde göreli yoksulluk riski daha yüksek seyrediyor. Yoksulluk artık geçici değil; kuşaklar arasında aktarılma riski taşıyan yapısal bir probleme dönüşüyor.
Maddi Yoksunluk Günlük Hayatın Parçası Haline Geldi
Maddi yoksunluk; beklenmedik bir harcamayı karşılayamamak, yılda bir hafta tatil yapamamak, düzenli protein tüketememek, evi yeterince ısıtamamak veya borçlarını zamanında ödeyememek gibi göstergelerle ölçülüyor.
Son yıllarda enflasyonun etkisiyle bu göstergelerin önemli bölümünde bozulma yaşandı. Bugün milyonlarca aile için otomobil veya tatil artık lüks olmaktan öte, temel ev eşyasını yenilemek veya çocuğunun eğitim masrafını karşılamak bile ciddi bir finansal planlama gerektiriyor.
Bölgesel Uçurumlar Derinleşiyor
İstanbul, Ankara, Kocaeli ve İzmir gibi büyük şehirler toplam harcamanın önemli bölümünü gerçekleştirirken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki birçok ilde haneler gelirlerinin çok daha büyük kısmını yalnızca gıda ve barınmaya ayırmak zorunda kalıyor.
Gelir seviyesi düştükçe eğitim, kültür-sanat, teknoloji ve kişisel gelişim harcamaları ilk vazgeçilen kalemler oluyor. Bu durum yalnızca bugünkü refahı değil, gelecek kuşakların fırsat eşitliğini de olumsuz etkiliyor.
En Büyük Ayrım Gelir Değil, Fırsat Eşitsizliği
Türkiye’nin en önemli problemi yalnızca gelir dağılımı değildir. Asıl mesele; kaliteli eğitime, iyi sağlığa, güvenli konuta, güçlü sosyal çevreye ve sermayeye erişim fırsatlarının da giderek eşitsiz hale gelmesidir.
Gelir farklılıkları zamanla kapanabilir. Ancak fırsat eşitsizliği kalıcı hale geldiğinde sosyal hareketlilik azalır, orta sınıf zayıflar ve ekonomik büyüme sürdürülebilir olmaktan çıkar.
Sonuç
Türkiye’nin önünde artık yeni bir ekonomik eşik bulunuyor. Büyümeyi sürdürmek elbette önemli. Ancak bu büyümenin daha adil paylaşılmasını sağlayacak politikalar geliştirilmediği sürece, ekonomik başarı toplumun geniş kesimleri tarafından hissedilemeyecektir. Gerçek refah; yalnızca milli gelirin artmasıyla değil, o gelirin toplumun tamamına umut verecek şekilde paylaşılmasıyla mümkündür. Çünkü güçlü ekonomilerin ortak özelliği yalnızca zenginlerinin daha da zenginleşmesi değil, orta sınıfının güçlenmesi ve yoksullarının yukarı doğru hareket edebilmesidir. Türkiye’nin asıl ihtiyacı da tam olarak budur: Daha fazla büyüme kadar, daha adil paylaşım.

